<

Laİlaheİllallah – Aladdin PALEVİ

Kategoriler: Akîde & Tevhid

Etiketler: , ,

 

Tarih: 17 Nisan 2009 | Yazar: tagut

Bu Yazı Toplamda 73 Kez, Bugün ise 0 Kez Görüntülenmiş..

Hiç şüphesiz insanoğlunun ilk yaratılıdığı günden bugüne kadar Allahu Tealâ’nın vahyettiği en muazzam ve en mükemmel kelime tevhid kelimesi La İlahe İllallah’tır. La İlahe İllallah kelimesi, küfür ile imanı, kafir ve müşriklerle müslümanları birbirinden ayıran, Allahu Tealâ’nın mü’minlere ilham ettiği bir takva kelimesidir. Kopmak bilmeyen, tutunulacak sağlam bir kulptur. Zikirlerin en faziletlisidir. Nitekim Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır:

“Zikirlerin en faziletlisi La İlahe İllallah kelimesidir.”

Allahu Tealâ tevhid için insanı yaratmış, onun için cenneti süslemiş ve onun için cehennemi kızgınlaştırmıştır. Cihadı ve savaşı tevhid kelimesi için meşru kılmıştır.

La İlahe İllallah kelimesi öyle bir kelimedir ki, şirk hariç sahibinin bütün günahlarının Allahu Tealâ tarafından mağfiret olunmasına bir vesiledir. Bir kimse ne kadar salih amel işlerse işlesin tevhid kelimesinden ve onun isteklerinden uzak bir yaşam yaşıyorsa bu amellerinin kendisine hiçbir faydası olmayacaktır. Ve bir kimse ne kadar çok günah işlerse işlesin şirkten beri olduğu sürece tevhid kelimesi vesilesiyle mutlaka cennetliklerden olacaktır.

Ubade b. Es-Samid (radıyallahu anh) Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Kim “La ilahe illallaha” şehadet edip Allah’ın tek olup ibadette O’na hiçbir ortak olmadığına, Muhammed (s.a.s)’in O’nun kulu ve Rasulü olduğuna, İsa’nın O’nun kulu, rasulü ve ondan bir ruh olduğuna, “ol” kelimesinin Meryem’e yöneltildiğine, cennet ve cehennemin hak olduğuna şehadet ederse, ne yaparsa yapsın Allah onu cennete sokar.”

Utban (radıyallahu anh) diyor ki: Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:”Allah (c.c) kendi rızasını isteyerek “La ilahe illallah” diyen kimseye cehennemi haram kıldı.”

Ebu Said el-Hudri (radıyallahu anh) şöyle rivayet ediyor: Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: Musa dedi ki: “Ya Rabbi! Bana, seni hatırlayıp dua edebileceğim bir şey öğret.” Allah (c.c) şöyle buyurdu: “Ey Musa! La ilahe illallah, de.” Musa (aleyhisselam) dedi ki: “Ey Rabbim bütün kulların bunu diyorlar.” Bunun üzerine Allah (c.c) şöyle buyurdu: “Ey Musa! Yedi gök ve içinde bulunanlar ile yedi yer bir kefeye konsa “La ilahe illallah” da bir kefeye konsa “La ilahe illallah” ağır gelir.”

Tevhid kelimesi La İlahe İllallah’ın bu derece fazilet ve önemiyle birlikte bugün içerisinde yaşadığımız şu zamanda akide üzerinde gerçekleşen en büyük sapmalardan bir tanesi yine La İlahe İllallah kelimesi üzerinde olmuştur. Tüm esasların ve kavramların büyük bir cehalet karanlığı içerisinde gerçek anlamlarını tamamen yitirmeleri ister iste­mez saf tevhid inancının da zihinlerde ilk günkü berraklı­ğını kaybetmesine neden olmuştur. Öyle ki inanç dünyasında ve pratik hayatta La İlahe İllallah tevhid kelimesi hiçbir anlam ifade etmemektedir. Artık La İlahe İllallah, sadece dilde tekrar edilen bir kelimeden öteye geçmemektedir. Dilleri ile defalarca La İlahe İllallah diyen ama bu söylemleri ile neleri reddetmeleri gerektiğini ve neleri kabul etmeleri gerektiğini bilmeyen insan toplulukları meydana gelmiş, diğer taraftan da bu bilgisizliği ve cehaleti mazeret kabul eden sözde alim­ler ve hoca efendiler türemiştir. Bu cehaletin doğal bir so­nucu olarak da bir taraftan Allah’tan başka ilah olmadığını devamlı surette tekrar etmelerine karşın, günlük yaşamda Allah’tan başka her şeyi ilah edinen kitleler zuhur etmiştir.

Biz bu yazımız da Allah’ın izni ile bu konu üzerinde hak olan gerçeği Allah’ın kitabı, Resulullah’ın sünneti ve islam alimlerinin bu konu üzerindeki yorumları ışığında izah etmeye çalışacağız. Acaba La İlahe İllallah ne demektir? La İlahe İllallah kelimesini ikrar eden bir kimseye bu kelimenin yüklediği yü­kümlülükler nelerdir? Kul La İlahe derken neleri reddetmeli, İllallah derken neleri kabul etmelidir? Bir kimsenin müslüman olarak isimlendirilmesi için sadece mücerred bir şekilde La İlahe İllallah demesi ye­terli midir, yoksa bu kelimeyi söylemekle birlikte bir takım şartları da yerine getirmesi gerekli midir? İşte bizler bu yazımızda tüm bu sorulara cevap bulmaya çalışacağız. Gayret bizden takdir ise hiç şüphesiz yüce Allah’tandır.

Tevhid Kelimesi La İlahe İllallah

La İlahe İllallah nefiy (red/inkar) ve ispat (kabul) olmak üzere iki kısımdan meydana gelmekte­dir. La İlahe, ilahlığı canlı cansız ne varsa her şeyden çekip almak, İllallah ise, uluhiyete (ilahlığa) ait ne varsa sadece ve sadece Allahu Tealâ’ya tahsis etmektir. Hiç şüphesiz ki “La İlahe” kelimesinin başında bulunan “La” tevhid ve şirk denizleri arasında bir settir. “La İlahe” demek, kişinin apaçık bir şekilde tüm sahte ilahları, beşeri kanun ve yasaları, Allah’ın şeriatinden başka kanun ve hüküm koyan sahte ilahları red ve inkar ettiğinin apaçık beyanıdır. Diğer bir anlamıyla tevhid kelimesinin ilk kısmı olan “La İlahe” kelimesi, yeryüzünde egemenliğe soyunan sahte rablerin diğer bir anlamıyla tüm tağutların inkarıdır. Allahu Tealâ şöyle buyurmaktadır:

“Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O halde kim tâğûtu tanımayıp Allah’a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (2 Bakara/256)

Burada kısaca tağut kavramı hakkında bilgi vermekte fayda vardır:

Arapça bir kelime olan bu tağut kelimesi, “teğa,yetgi,tuğyanen” kelimelerinden türetilmiştir. Lugatta haddini aşmak, azgınlaşmak anlamına gelmektedir. Lisan’ül Arap’ta bu kelime hakkında şu bilgiler yer almaktadır.

“Tağut; küfürde haddini aşan manasına da gelmektedir. Allah’tan başka ibadet edilen her şey tağuttur. Tağut, putlardan olabildiği gibi cin ve insanlardan da olabilir.

İbn-i Cerir Et’Taberi tağut kelimesi hakkında şöyle demektedir: “Tağut; Allah’a karşı isyankar olup zorla veya gönül rızasıyla kendisine tapınılıp mabud tutulan, gerek insan, gerek şeytan, gerek put, gerek dikili taş ve gerekse diğer herhangi bir şey demektir. Bunun tefsirinde şeytan veya sihirbaz, yahut kâhin ya da insanların ve cinlerin, inat edip büyüklük taslayanları veya Allah’a karşı mabut tanınıp buna razı olan Firavun ve Nemrud gibiler veya putlar diye çeşitli rivayetlere rastlanır.”

Müfessirlerden Kurtubi ise bu kavram hakkında şunları söylemektedir: “Tağutu reddedin demek, şeytan, kahin, put, ve bunlar gibi Allah’tan başka ibadet edilen ve sapıklığa çağıran her şeyi terk edin demektir.”

Yine tağut kavramı hakkında Mücahid şunları demektedir: “Tağut kendisine muhakeme oldukları ve emirlerine itaat ettikleri insan görünümündeki şeytanlardır.”

İbn-i Kayyim El’Cevziyye ise şunları söylemektedir:

“Tağut; kendisine ibadet edilme, bağlanılma ve itaat edilme noktasında haddini aşan kul demektir. İnsanların tağutu, Allah ve Resulü’nün kanunlarıyla hükmetmeyen, Allah’tan başka kendisine muhakeme olunan, ibadet edilen ve Allah’ın emrine dayanmaksızın, Allah’a itaat etmeksizin kendisine tabii olunanlardır. Bunları düşünür ve insanların durumlarına bakarsan, insanların çoğunun Allah’a değil tağutlara ibadet ettiğini, Allah ve Resulü’nün hükümlerine değil tağutların hükümlerine muhakeme olduklarını, Allah ve Resulüne değil, tağuta itaat edip tabii olduklarını görürsün.”

O halde bir kimsenin kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa sarılabilmesi için öncelikle La İlahe diyerek tüm sahte ilahlardan, yalancı rablerden, yeryüzünden azgınlık yapan tağutlardan beri olması, onları tamamen inkar etmesi gerekmektedir.

Tevhid kelimesinin ikinci kısmını ise “İllallah” oluşturmaktadır ki, bu da sadece ve sadece Allah’ın uluhiyetini kabullenmek, ilah ve rab olarak sadece Allah’tan razı olmak, kişinin hayatı ile ilgili bütün hususlarda sadece Allah’a itaat etmesi, O’nun hükmüne teslim olması ve tüm bu hususlarda Allah’a söz vermesi demektir. Bakınız Seyyid Kutub tevhid kelimesi La İlahe İlallah’ın manasına dair şöyle demektedir:

“İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına şahitlik etmektir. Allah’tan başka ilâh bulunmadığına şahitlik ise, yüce Allah’ın tek başına evrenin yaratıcısı olduğuna ve orada dilediği gibi tasarrufta bulun­duğuna, kulların ibadet kastı taşıyan davranışlarını ve hayatla ilgili eylemlerini sadece O’na sunacakla­rına, kulların yasalarını sadece ondan edineceklerine, hayatlarına ilişkin konularda tek başına O’nun hü­kümlerine boyun eğeceklerine inanmakla somutlaşmaktadır. Kim -bu anlamda- Allah’dan başka ilâh bu­lunmadığına şahitlik etmezse, hiçbir zaman şehadet getirmemiş ve İslâm’a girmemiş demektir. Adı, lâ­kabı ve soyu ne olursa olsun… Hangi bölgede -bu anlamda- Allah’dan başka ilâh bulunmadığına şahitlik etme gerçeği gerçekleşmezse, o bölge hiçbir zaman Allah’ın dinini din edinmemiş ve asla İslâm’a girme­miş demektir.”

Yine İbn-i Recep el-Hanbeli tevhid kelimesini şöyle tanımlamaktadır:

“Kulun La İlahe İllallah demesi, onun için Allah’tan başka ibadete layık bir ilahın olmamasını ge­rektirmektedir. İlah ise; kendisine dua edilen, kendisinden istenilen, kendisine tevekkül edilen, umulan, korkulan, sevilen, yüceliğinden sakınılan, isyan edilmeyen, itaat edilen demektir. Bunlar ilahlığın özellik­lerindendir. Bunların Allah’tan başkasına verilmesi caiz değildir. Her kim ilahlığın özelliklerinden birisini bir yaratılmışa vererek Allah’a şirk koşarsa La ilahe İllallah sözündeki ihlasını bozmuş olur ve tevhidini gerçekleştirmemiş olur.”

Sonuç olarak bir kimse La İlahe diyerek ilah­lığa ait tüm bu hususiyetleri canlı cansız ne varsa her şeyden çekip almalı,  İllallah diyerek ilahlığa ait tüm bu hususiyetleri sadece Allahu Tealâ’ya tahsis etmelidir.

Bilindiği üzere bugün içerisinde yaşadığımız ülkenin idaresi, tamamen beşeri esaslı bir yönetim sistemine haizdir. İn­sanlar yine kendileri gibi insanları belirli zaman aralıklarında kendilerini sevk ve idare etmeleri için mec­lise vekil olarak göndermekteler, vekiller ise kendi yanlarından çıkardıkları yasa ve kanunlarla insanları sevk ve idare etmektedirler. Kendi deyimleri ile hakimiyet kayıtsız ve de şartsız milletin elinde yani in­sanların tekelindedir. İslam’a göre ise, hakimiyyet ve egemenlik ancak Allah’ındır. İslam hakimiyyet ve otoriteyi sadece Allahu Tealâ’ya tahsis ederek O’na ibadet etmeyi emretmektedir. Bu noktada fertlere düşen ise La İlahe İllallah diyerek öncelikle T.C’nin bu parlamenter sistemini reddetmeli, onların çıkarmış olduğu yasa ve kanunlara itaat etmemelidir. Bu parlamentonun çıkardığı kanunları esas alarak hükme­den tağuti muhakemelere zerre kadar dahi olsa iltimas etmemelidir. Hiçbir probleminde beşer esaslı mahkemelere yetki hakkı tanımamalıdır. Çoğunluğun görüşünü doğru ve hak kabul etme esa­sına dayanan demokrasi dinini reddetmeli, bunu açıkca ikrar etmelidir. Sadece Allah’a yönelmeli, O’na dayanmalı ve O’na tevekkül etmelidir. Beşeri sistemlere itaat edenleri, beşeri sistemlerin muhakemele­rine tabii olanları, her üç-beş yılda beşeri sistemlere iman tazeleyen cahilleri dost ve sırdaş edinmemeli­dir. Tüm bu anlattıklarımızın delili ise La İlahe İllallah tevhid cümlesidir.

La İlahe İllallah kelimesinin onu ikrar eden kimse üzerine yüklediği bir takım sorumluluklar vardır. Bunlar kişinin öncelikle Allahu Tealâ’yı rububiyetinde, uluhiyetinde, isim ve sıfatlarında birlemesi, ibadetlerini sadece Allahu Tealâ’ya tahsis etmesi daha sonra da tevhid kelimesinin ahlakıyla ahlaklanmasıdır. Rububiyet tevhidi demek, Allah (c.c)’nun bu kainatı tek başına yarattığına, yarattıklarının sahibi olduğuna, hükmünde takipçisi olmadığına, dirilten, yaşatan ve öldürenin O olduğuna, bütün canlıların rızıklandırıcısı, her şeyin yöneticisi olduğuna, Allah’tan başka hiç kimsenin ve hiçbir şeyin ne kendi nefsine ne de başkasına O’nun izni ve dilemesi olmadıkça zarar ve fayda veremeyeceğine, dualara yalnızca O’nun icabet edeceğine inanmaktır. Allah’ın kaza ve kaderine inanmak da bu Tevhidin kapsamına girer. Burada özellikle hatırlatılması gereken husus şudur: Rububiyet tevhidi Müslümanlarla müşrikler arasında kabul bakımından ortak bir tevhiddir. Yani müşriklerde Allah’ın rububiyetine inanmaktadırlar. Bundan dolayı sadece Allah’ı rububiyet noktasında tevhid etmek kişinin Müslüman olması için kafi değildir. Allahu Tealâ şöyle buyurmaktadır:

“(Resûlüm!) De ki: -Size gökten ve yerden kim rızık veriyor? Ya da kulaklara ve gözlere kim mâ­lik (ve hakim) bulunuyor? Ölüden diriyi kim çıkarıyor, diriden ölüyü kim çıkarıyor? (Her türlü) işi kim idare ediyor? “Allah” diyecekler. De ki: Öyle ise (O’na âsi olmaktan) sakınmıyor musunuz?” (10 Yunus/31)

“Andolsun ki onlara: -Gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı buyruğu altında tutan kimdir?- diye sorsan, mutlaka, -Allah- derler. O halde nasıl (haktan) çevrilip döndürülüyorlar? Allah rızkı kullarından dilediğine bol bol verir, dilediğine de kısar. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir. Andolsun ki onlara: -Gökten su indirip onunla ölümünün ardından yeryüzünü canlandıran kimdir?- diye sorsan, mutlaka, -Al­lah- derler. De ki: (Öyleyse) hamd da Allah’a mahsustur. Fakat onların çoğu (söyledikleri üzerinde) dü­şünmezler.”( 29 Ankebut /61-63)

“Andolsun ki onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan, mutlaka “Allah…” derler. De ki: (Öyleyse) övgü de yalnız Allah’a mahsustur, ama onların çoğu bilmezler.” (31 Lokman Suresi/25)

Bu konu üzerine Şeyh Muhammed Sultan El’Hucendi şöyle demektedir: “Ey Kardeşim bil ki! Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)‘in imana ve tevhide davet ettiği, savaştığı, öldürdüğü müşrikler Allahu Tealâ’nın biricik rabb olduğuna, bir olan Allah’tan başka bir yaratanın, rızık verenin, di­rilten ve öldürenin, işleri tanzim edenin olmadığına inanıyorlardır. Dikkat et ki bu mesele gerçekten çok önemli bir meseledir. Bu meselede en önemli şey ise, senin kafirlerin ve müşriklerin yukarıda izah etti­ğimiz rabb’liğe dair hususları kabul ettiklerini bilmendir. Bu imanları ile beraber onlar müslüman kabul edilmemiş, bu şekilde iman etmeleri onların canlarını ve mallarını emniyet altına almamıştır. Bunun se­bebi ise onların rububiyet tevhidini kabul etmelerine binaen, uluhiyet (ilahlık) tevhidini kabul etmemele­ridir.”

Tevhidin diğer bir kısmı ise uluhiyet tevhididir. Uluhiyyet Tevhidi; ibadeti eşi ve benzeri olmayan Allah’a has kılmak, O’na kayıtsız şartsız itaat etmek ve boyun eğmektir. İlah da kendisine ibadet edilen demektir. Uluhiyet tevhidi ilahlığı sadece Allahu Tealâ’ya has kılmaktır. Tüm sahte ilahların, yetki ve otorite sahibi olduğunu iddia eden tüm sahte rabb’lerin yetki ve otoritesini inkar etmektir. Çünkü hakim, otorite ve yetki sahibi ancak Allahu Tealâ’nın bizzat kendi­sidir. Hüküm ve yasa vaaz eden, helal ve haram sınırlarını tayin eden, insanları sevk ve idare etme yetkisine tek başına haiz yegane ilah O’dur. İbadet ancak O’na, itaat ancak O’nun indirdikleri hükümlere­dir. Hiçbir kulun O’nun indirdiği hükümle­rin dışında bir hükme itaat etmesi caiz de­ğildir. Bilakis böyle bir davranış kişinin itaat ettiği hükmün sahibine ibadet etmesi olacak ve sahibini Allah’tan başka ilah edinen müşrikler sevi­yesine düşürecektir. Çünkü La İlahe İllallah; Allah’ın düzeniyle çatışan tüm tağuti sistemleri reddetmek, onlara itaat etmemektir. La İlahe İllallah, kendi heva ve hevesince kanun ve yasa vaaz eden be­şeri parlamentoları, onların yasama, yürütme ve yargı organlarını oluşturan meclislerini, kendi küçük be­yinlerinin bir ürünü olan anayasalarını, Allah’ın vahyinden kaynaklanmayan beşeri sistemlerin kurallarını tanımamaya dair Allah’a verilmiş bir sözdür. Çünkü La İlahe İllallah, egemenliği, hakimiyyeti, insanları sevk ve idare etme yetkisini kullardan alıp sadece ve sadece Allahu Tealâ’ya vermektir.

İsim ve sıfat tevhidi ise; Allah’ın kendini Kur’an’da vasfettiği, Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) sahih sünnetlerinde bizlere açıkladığı üzere, bütün noksanlıklardan uzak, yani kemal sıfatlara sahip olduğuna, mahlukata benzemediğine ve bu sıfatların varlığına iptal etmeksizin inanmaktır.

La İlahe İllallah’ın Şartları:

La İlahe İllallah tevhid kelimesi cennetin anahtarıdır. Fertlerin ya da toplumların kurtuluşu ancak bu söze bağlıdır. Ne var ki; La İlahe İllallah sadece mücerred bir şekil de söylenen sözden ibaret değildir. Ya da La İlahe İllallah kelimesinin, fertleri ve toplumları kurtuluşa sevkedebilmesi ancak bir takım şartları da beraberinde gerekli kılmaktadır. Nasıl ki; namaz, oruç, hacc… vs. gibi tüm ibadetlerin Allah katında makbul olabilmesi için yine Allahu tarafından sınırları kesin bir şekilde bildirilmiş şartları mevcut ise, La İlahe İllallah kelimesinin de söyleyen kimseye yüklediği yükümlülükler ve şartlar mevcuttur. Bakınız bu konuda Hanbeli alimlerinden İbn-i Receb şöyle demektedir:

“La İlahe İllallah’ı söyleyipte ona şehadet etmekten maksad cehennemden kurtulmayı ve cen­nete girmeyi gerektiren bir sebeb olmasıdır. Bu gereklilik ise söylenen sözün şartlarının hepsinin bir arada bulunması ve onu ortadan kaldıracak bir durumun olmaması halinde geçerlidir. Tevhid kelimesini söyleyen kişide bu kelimenin şartlarından bir tanesi eksik olursa yahut da tevhid keli­mesini söyleyen kimse bu kelimeyi ortadan kaldıracak bir söz veya amelde bulunursa artık bu tevhid ke­limesi, söyleyenin cehennemden kurtulmasını ve cennete girmesini sağlamaz. Bu görüş Hasan ve Vehb bin Münebbih’ten nakledilmiştir. Bu konu hakkında söylenenlerin en güzeli ve en kuvvetlisi bu görüş­tür.”

Başka bir rivayette ise, Vehb bin Münebbih kendisine “La İlahe İllallah cennetin anahtarı değil midir?” diye soran bir kimseye şu cevabı vermiştir:

“Elbette öyledir. Ancak o açacak anahtarın dişleri var ise. Bilindiği gibi hiçbir anahtar dişsiz de­ğildir. Şayet sen dişleri olan bir anahtar getirebilirsen o senin için cennetin kapısını açacaktır. Aksi tak­dirde ise açılmayacaktır.”

La İlahe İllallah tevhid kelimesini şartlarını maddeler halinde şu şekilde kısaca belirtebiliriz:

1- Manasını Bilmek

Allahu Tealâ şöyle buyuruyor: “Bil ki Allah’tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur.” (47 Muhammed/19)

“Ancak Kelime-i Şahadetin manasını bilerek Kelime-i Şehadet getirenler bundan müstesnadır.”
(43 Zuhruf/86)

“Allah, kendisinden başka ibadete layık ilah olmadığına, adaleti ayakta tutarak şahitlik etti. Melekler ve ilim sahipleri de buna şehadet ettiler. Ondan başka ibadete layık ilah yoktur. O, Aziz’dir,Hakim’dir.” (3 Al-i İmran/18)

Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kim; La ilahe illallah’ın manasını bilerek ölürse cennete girer.”

İmam Nevevi bu hadisin şerhinde şöyle demektedir: “Ehli sünnetin mezhebine göre iki şehadet kelimesi ile kalbin Allah’ı bilmesi birbirine bağlıdır. Biri bulunurda diğeri olmazsa (yani ikrar veya bilgiden biri bulunmazsa) o imanın bir faydası yoktur.”

Yine aynı şekilde İmam Kurtubi, Sahihi Müslim üzerine yazmış olduğu “El’Müfhim Ala Sahihi Müslim” isimli kitabında “Sadece iki şehadet kelimesini sözle söylemek yeterli değildir”  diye bir başlık atarak şöyle demiştir: “Aksine kesin olarak kalben iman etmesi gerekmektedir.”

2- Şeksiz Ve Şüphesiz Manasını Kabul Etmek

Allahu Tealâ şöyle buyurmaktadır: “Allah’a ve resulüne iman eden sonra imanında asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihad eden kimseler ancak hakkıyla iman edenlerdir. Samimi olanlar da işte bunlardır.”(49 Hucurat/15)

Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:”La ilahe illallah Muhammedun Resulullah’a şehadet ederim. Şüphe etmeyerek Allah’a bu iki şehadetle kavuşan kul asla cennetten men olunmaz”

Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Ey Eba Hureyre! Bu bostanın arkasında kalbi yakinen şeksiz inanarak La ilahe illallah’a şehadet eden her kime rastlarsan onu cennet ile müjdele!”

İmam Nevevi, Müslim şerhin de Kadı Iyaz’dan şu şekilde bir alıntı nakletmektedir:

“Bütün ehli sünnet mezhebine mensup selefi salihin ile muhaddis, fukaha ve ehli sünnet olan Eş’arilere göre kalben gelen bir ihlasla ve samimiyetle iki şehadet kelimesini söyleyen kimse cennete gi­recektir.” İmam Nevevi bu açıklamanın son derece mükemmel ve yerinde olduğunu söylemektedir.

3- Bu Kelimenin Gerektirdiği Manayı Kalbiyle Ve Diliyle Kabul Etmek

Allahu Tealâ şöyle buyurmaktadır: “Onlara ‘La ilahe illallah’ denildiği zaman kibirlenirlerdi. Deli olan bir şair için ilahlarımızı mı terk edeceğiz derlerdi.” (Saffat: 35-36)

4- Hareketlerini, Davranışlarını Ve Yaşantısını La İlahe İllallah’ın Manasına Uygun Düşecek Şekilde Düzenlemek

Allahu Tealâ şöyle buyurmaktadır: “Azab size gelmeden önce Rabbinize yönelin ve O ‘na teslim olun. Sonra yardım da görmezsiniz.” (39 Zümer/54)

“İyilik yaparak kendisini Allah’a teslim eden ve İbrahim’in hanif dinine tabi olandan din bakımından daha iyi kim olabilir? Allah İbrahim’i bir dost edinmişti.” (4 Nisa/125)

“İyilik yaparak yüzünü Allah’a çeviren kimse muhakkak sapasağlam bir kulpa sarılmıştır. Bütün işlerin sonu Allah’a döner.” (31 Lokman/22)

“Hayır! Rabbine andolsun ki aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin etmedikçe iman etmiş olmazlar. Sonra haklarında verdiğin hükümden dolayı içlerinde bir sıkıntı duymadan kendilerini tamamen teslim etmedikçe iman etmiş olmazlar.”(4 Nisa/65)

İbn i Kesir bu ayetin tefsirinde şöyle diyor: “Allah (c.c) kendi şerefli mukaddes zatına yemin ederek buyuruyor ki, bütün işlerde Allah ve Rasulunü hakem tayin etmedikçe hiç kimse gerçekten iman etmiş olmaz. Onun verdiği hüküm gizli ve açık her zaman bağlanılması farz olan hak ve gerçektir. Bunun içindir ki Allah (c.c); “Sonra aralarında verdiğin hükümden dolayı içlerinde bir sıkıntı duymadan kendilerini tamamen teslim etmedikçe iman etmiş olmazlar.” buyurmuştur.

Yani seni hakem tayin ettiklerinde gönüllü olarak sana itaat ederler. İçlerinde senin verdiğin hükme karşı herhangi bir sıkıntı duymazlar. İç ve dışlarıyla bu hükme uyarlar.Bir karşı koyma, bir müdafaa ve münakaşa olmaksızın bütünüyle bu hükme teslim olurlar. Nitekim bir hadisi şerifte şöyle buyurulmuştur.

“Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki arzusu benim getirdiğime tabi olmadıkça hiçbiriniz gerçekten iman etmiş olmaz.”

5- Yalanlamayıp Kalbiyle Ve Diliyle Tasdik Etmek

Allahu Tealâ şöyle buyurmaktadır: “Bir kısım insanlar vardır ki: “Biz Allah’a ve ahiret gününe iman ettik” derler. Halbuki onlar mü’min değillerdir. Allah’ı ve iman edenleri aldatmaya çalışırlar. Oysa sadece kendilerini aldatırlar. Fakat bunun farkında değillerdir. Onların kalplerinde hastalık vardır. Allah da onların hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylediklerinden dolayı onlar için can yakıcı bir azab vardır.” (2 Bakara/8-10)

Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Her kim La ilahe illallah Muhammedun Resulullah’a kalbiyle tasdik ederek şehadet ederse Allah (c.c) ona cehennemi haram kılar.”

Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Benim şefaatim La ilahe illallah! ihlaslı olarak ve kalbinde olanı lisanı tasdik ederek, lisanında olanı kalbi tasdik ederek söyleyen kimse içindir.”

6- İhlaslı Olmak

Yani yapılan bütün amelleri sadece Allah rızası için yapmak ve şirkten temizlenip uzak kalmak. Allahu Tealâ şöyle buyurmaktadır:

“İyi bilinmelidir ki halis din Allah’ındır. Allah’ı bırakıp O’ndan başka dostlar edinenler: “Biz onlara ancak bizi daha çok Allah’a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz” derler. Muhakkak ki Allah aralarında ihtilaf ettikleri hususlarda hüküm verecektir. Şüphesiz ki Allah yalancı ve kafir olan bir kimseyi hidayete erdirmez.” (39 Zümer/3)

“Oysa onlar doğruya yönelip her türlü şirkten temizlenmiş olarak (yani ihlaslı olarak) Allah’ın dininde O’na kulluk etmek, namazı kılmak ve zekatı vermekle emrolunmuşlardı. Dosdoğru olan din de budur.” (98 Beyyine/5)

İmam el-Fadl İbn İyad diyor ki:”Allah rızası için, fakat Allah’ın istediği şekilde yapılmayan amelleri Allah (c.c) kabul etmez. Aynı şekilde Allah’ın istediği şekilde fakat Allah rızası için yapılmayan amelleri de Allah (c.c) kabul etmez. Allah (c.c) ancak kendi rızası gözetilerek ve Resulullah’ın sünnetine uygun olarak yapılan amelleri kabul eder.”

7- Tevhid Kelimesini Sevmek

Yani kişinin La İlahe İllallah kelimesini ve bu kelimeye şahitlik edenleri sevmesi, tevhide düşman olanlara da buğzetmesi, onları düşman edinmesi ve dost edinmemesi gerekir. Allahu Tealâ şöyle buyurmaktadır:

“İnsanlardan bazıları Allah’tan başka varlıkları ona eşler koşarlar.Onları Allah’ı sevdikleri gibi severler.Mü’minler ise en çok Allah’ı severler.” (2 Bakara/165)

“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, bilsin ki Allah; onların yerine, kendisinin onları, onların da kendisini sevdiği, mü’minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı ise güçlü ve şerefli olan, Allah yolunda cihad eden ve kınayanın kınamasından korkmayan bir kavim getirir, işte bu Allah’ın lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah geniş ihsan sahibidir. Her şeyi çok iyi bilendir.”(5 Maide/54)

Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kimde şu üç şey bulunursa imanın tatlılığını tatmış olur: Allah ve Rasulü’nün kendisine her şeyden daha sevgili olması, bir kimseyi yalnız Allah için sevmesi ve Allah onu küfürden kurtardıktan sonra yine küfre dönmekten ateşe atılacakmışcasına korkması.”

Şeyh Muhammed Sultan el-Hucendi “Cennetin Anahtarı La İlahe İllallah” isimli kita­bında La İlahe İllallah kelimesinin faziletlerini zikrettikten sonra La İlahe İllallah kelimesinin şartlarına dair şöyle demektedir:

“Ancak La İlahe illallah ile murad edilen onu sadece dil ile söylemek değildir. Yine manasından habersiz söylemek hiç değildir. Ancak La İlahe İllallah’ı ikrar etmekten kasıt onu kalben bilmek, ona bağlanmak, onu ve ehlini sevmek, ona muhalefet edenlere ve onun düşmanlarına karşı düşmanlık bes­lemektir. Kim La İlahe İllallah kelimesinin manasını bilerek ve sadece ona inanarak ikrar ederse (söy­lerse) İslam dairesi içine girer, selamet yurdu cennet ehlinden olur. Ancak kim de La İlahe İllallah derken Allah’tan başka yaratıcı yoktur, Allah’tan başka Rabb yoktur, Allah’tan başka rızık verici yoktur, Allah vardır ve birdir gibi cümleleri kastederse bu kelimeler onun müslüman olması ve selamet yurdu ehlinden olması için yeterli değildir. Yukarıdaki kelimeler (Allah’tan başka yaratıcı yoktur, Allah’tan başka Rabb yoktur… vs) hiç şüphesiz doğru kelimelerdir. Ancak bu kelimeleri söylemekte müşrikler, mecusiler, hrıstiyanlar, yahudiler ve diğer insanlar ortaktır.”

La İlahe İllallahı Bozan Haller

İbadetlerin geçerli ve makbul olabilmesi için onları iptal eden hallerden uzak durulması gerektiği gibi, tevhidinde geçerli olabilmesi için onu bozan hallerden uzak durmak gereklidir. Nasıl ki abdesti, namazı ve orucu bozan haller varsa tevhid kelimesi La İlahe İllallah’ı da bozan bir takım haller vardır. İbadetler onları bozan hallerin mevcudiyetiyle iptal olurlar ve geçersiz sayılırlar. Özellikle tevhid kelimesini bozan halleri bilmek kişinin imanını muhafaza etmesi için gereken en önemli bilgilerdendir. Zira tevhidin iptali demek kişinin dünya ve ahirette ebedi olarak azaba maruz kalması demektir. Biz bu kitabımızın içerisinde aslen tevhid kelimesini iptal eden, sahibini mü’minler safından çıkarıp müşriklerin safına dahil eden bir çok hususa ayrıntılı bir biçimde değindik. Ancak burada tevhidi bozan halleri kısaca başlıklar halinde sıralamakta fayda vardır:

1- Allah’a Ortak Koşmak

Allah (c.c) şöyle buyuruyor: “Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bundan başkasını dilediğine bağışlar.”(4 Nisa/116)

“Kim Allah’a ortak koşarsa muhakkak ki Allah ona cenneti haram eder. Varacağı yer ateştir. Zulmedenlerin yardımcıları yoktur.” (5 Maide/72)

2- Teşride Bulunmak

Allahu Tealâ şöyle buyuruyor: “O, kendi hükmünde kimseyi ortak kabul etmez.” (18 Kehf/26)

“Yoksa onların, Allah’ın dinde izin vermediği şeyi kendilerine meşru kılacak ortakları mı vardır? Eğer azabın ertelenmesine dair kesin yargı sözü olmasaydı, aralarında hemen hüküm verilir, işleri bitirilirdi. Gerçekten zalimler için acı bir azab vardır.” (42 Şura/21)

3- Allah’ın İndirdiği Hükümlerle Hükmetmemek

Allahu Tealâ şöyle buyuruyor: “Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyenler kafirlerin ta kendileridir.” (5 Maide/44)

4- Tağuta Muhakeme Olmak

Allahu Tealâ şöyle buyurmaktadır: “Şunları görmüyor musun? Kendilerinin sana indirilene ve senden önce indirilene inandıklarını ileri sürüyorlar da tağuta inanmamaları kendilerine emrolunduğu halde, tağut önünde muhakemeleşmek istiyorlar. Şeytan da onları bir daha dönemeyecekleri kadar iyice sapıklığa düşürmek istiyor.” (4 Nisa/60)

5- Müşriklere İtaat Etmek

Allahu Tealâ şöyle buyurmaktadır: “Üzerlerine Allah’ın ismi anılmamış olanlardan yemeyin, çünkü onu yemek yoldan çıkmaktır. Şeytanlar, dostlarına, sizinle mücadele etmeleri için telkinde bulunurlar. Eğer onlara uyarsanız, muhakkak ki, Allah’a ortak koşanlardan olursunuz.” (6 En’am/121)

“Gerçekten doğru yol kendilerine açıkça belli olduktan sonra gerisin geri küfre dönenlere şeytan, kötülüklerini güzel göstermiş ve onları uzun emellere düşürmüştür. Çünkü onlar Allah’ın indirdiğini beğenmeyen kimselere: “Bazı işlerde biz size itaat edeceğiz.” demişlerdi. Oysa Allah onların gizlediklerini biliyordu.” (47 Muhammed/25-26)

La İlahe İllallah tevhid kelimesini bozan bu hallerle ilgili kitabımızda bahsettiğimiz, hakimiyet, daru-n nedve, ibadet gibi kavramlara bakabilirsiniz. O bölümlerde tevhidi bozan bu hallerle ilgili geniş açıklamalar verilmiştir.

6- Kafir ve Müşrikleri Dost Edinmek

Allahu Tealâ şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler, yahudileri de hıristiyanları da veliler edinmeyiniz. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. İçinizden kim onları veli edinirse, muhakkak o da onlardandır. Şüphesiz Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.” (5 Maide/51)

bu konu kitabımızın vela ve bera akîdesi bölümünde geniş bir şekilde ele alınmıştır.

7- Dinin Hükümlerini Hafife Almak

Allahu Tealâ şöyle buyurmaktadır: “Münafıklar, kalblerinde olanı kendilerine açıkça haber verecek bir surenin tepelerine indirilmesinden çekiniyorlar. De ki: “Siz alay edin bakalım! Şüphesiz Allah çekindiğinizi açığa çıkarandır. Andolsun onlara soracak olsan elbette şöyle diyeceklerdir: “Biz sadece şakalaşıp eğleniyorduk.” De ki: Allah ile, O’nun ayetleri ile ve Rasulü ile mi alay ediyordunuz? Özür dilemeyin. Siz iman ettikten sonra gerçekten kafir oldunuz. İçinizden bir gurubu affetsek bile, günahkar kimseler oldukları için diğer gurubu azablandıracağız. ” (9 Tevbe/64-66)

Taberi ve başkaları Katade’den şöyle dediğini naklederler: “Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Tebük gazvesinde yolda giderken münafıklardan bir kesim de önünde yol alıyorlar ve şöyle diyorlardı: “Şu Şam saraylarını fethedecek ve Bizanslıların kalelerini zaptedecek kimseye bir bakın!” Allahu Tealâ kalplerinde olanı ve aralarında konuştuklarını Rasulüne haber verince şöyle buyurdu: “Şu önde gidenleri ben yanlarına gelinceye kadar alıkoyun.” Daha sonra yanlarına varıp: “Siz şöyle şöyle dediniz” diye söyleyince yemin ederek: “Biz ancak şakalaşıyor ve eğleniyorduk” dediler ve bununla söylediklerinde ciddi olmadıklarını anlatmak istediler. Bunun üzerine Allahu Tealâ bu ayetlerini indirdi.”

Bu ayetler, Allah ile, ayetleri ile ve Rasulü ile alay eden kimsenin, bunu oyun, eğlence ve şaka maksadıyla yapsa dahi küfre düştüğü hususunda açık bir nasstır. Ümmet arasında küfür olan bir söz veya amel ile eğlenilmesinin küfür olduğu konusunda ihtilaf yoktur.

İbnu’l-Arabi şöyle der: “Onların bu söyledikleri sözler ciddi de olabilirdi, şaka da olabilirdi. Ancak ne olursa olsun bu sözler küfürdür. Çünkü küfür sözleri şaka yolu ile söylemenin de küfür olduğu hususunda ümmet arasında görüş ayrılığı yoktur. Tahkik ve ilim, hakkın; şaka ve ciddiyetsizlik ise batıl ve cehaletin kardeşidir.”

Ebu Bekir el-Cassas şöyle der: “Bu, zorlanma olmaksızın küfür kelimesini söyleme konusunda ciddi kimse ile şaka yapan kimsenin arasında fark olmadığına delalet eder. Zira o münafıklar, söyledikleri sözün oyun amaçlı olduğunu söylemişlerdi. Allahu Tealâ onların alay ederek küfre girdiklerini haber verdi. Hasan ve Katade’den rivayet edildiğine göre onlar, “Şu Şam saraylarını fethedecek ve Bizanslıların kalelerini zaptedecek kimseye bir bakın!” demişlerdi. Allahu Tealâ, Rasulüne, onların bu sözlerini ve bu sözün ciddi ya da şaka olsun onları küfre düşürdüğünü bildirdi. Bu ayet aynı zamanda Allah’ın ayetleriyle ve dininin hükümlerinden bir hükümle alay eden kimsenin kafir olduğuna da delalet eder.”

8- Söylediklerini Reddetmeksizin ve Yanlarından Uzaklaşmaksızın Din ile Alay Edenlerle Birlikte Oturmak

Allahu Tealâ şöyle buyurmaktadır: “O, size Kitapta şunu indirdi: Allah’ın ayetlerinin inkar edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz vakit onlar başka bir söze dalıncaya kadar yanlarında oturmayın. Çünkü o zaman siz de onlar gibi olursunuz. Doğrusu Allah münafıkları da kafirleri de cehennem de biraraya toplayacaktır.” (4 Nisa/140)

İbn-i Cerir et-Taberi (rahimehullah) şöyle der: “Allahu Tealâ’nın ayetlerini inkar eden ve onlarla alay eden kimseler ile oturur ve onların bu küfür ve alay etmelerini dinlerseniz, onların Allah’ın ayetlerini alaya alarak isyan etmeleri gibi bir suç ile Allah’a isyan etmiş olursunuz.”

İbn-i Kesir (rahimehullah) şöyle der: “Size ulaştıktan sonra nehyedileni işlediğinizde, Allah’ın ayetlerinin küfredilip alaya alındığı, noksan görüldüğü bir yerde onlarla birlikte oturmaya razı olduğunuzda ve bu konuda onlara ses çıkarmadığınızda; onların içinde bulunduğu duruma onlarla birlikte siz de ortak olmuşsunuz, demektir. Bunun içindir ki Allahu Tealâ, “Çünkü o zaman siz de onlar gibi olursunuz” buyurmaktadır.”

9- Kişinin Allah İle Arasına Aracılar Koyması, Onlara Dua Etmesi, Onlardan Medet Ve Yardım Beklemesi

Allahu Tealâ şöyle buyuruyor: “Bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye onlara ibadet ediyoruz” derler. Doğrusu Allah ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir. Allah şüphesiz yalancı ve kafir olan kimseyi doğru yola eriştirmez.” (39 Zümer/3)

“Onlar Allah’tan başka kendilerine fayda da zarar da veremeyen şeylere taparlar ve: “Bunlar Allah katında şefaatçilerimizdir” derler. Ey Muhammed! De ki: “Göklerde ve yerde Allah’ın bilmediği bir şeyi mi O’na haber veriyorsunuz?” Allah onların ortak koşmalarından münezzeh ve yücedir.”(10 Yunus/18)

İbn-i Kesir (rahimehullah) şöyle der: “Allahu Tealâ putlara ibadet eden müşriklerin, “Biz bunlara ancak bizleri Allah’a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz” dediklerini haber verir. Onlar kendi kanılarına göre melek şeklini verdikleri putlara yönelerek bu suretlere tapınmaktadırlar. Bu suretlere tapınmalarını meleklere tapınma derecesinde tutmaktadırlar. Güya onlar Allah katında kendilerine yakın olan dünya işlerinde, rızıklarında ve muzaffer kılınmalarında Allah katında kendilerine şefaatçı olacaklardır. Bu akideleri onları bu putlara tapınmaya sevketmektedir. Ahiret yurduna gelince; onlar zaten ahiret gününü inkar etmektedirler. Zeyd bin Eslem ve İbn-i Zeyd’den naklen Katade, Süddi ve Malik; “Biz bunlara ancak bizleri Allah’a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz” ayetine dair şöyle demektedirler: “Onlar bize şefaat etsinler ve Allah katında derece bakımından bizi O’na yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.”

Beğavi şöyle der: “Katade der ki: “Onlara: Rabbiniz kim, sizi kim yarattı, yeri ve göğü kim yarattı? diye sorulduğunda “Allah” diye cevap verirler. Yine onlara: O halde putlara ibadet etmenizin sebebi nedir, diye sorulduğunda “Bizi Allah’a yaklaştırmaları için” diye cevap verirler.”

Bilinmelidir ki La İlahe İllallahı bozan haller sadece bu saydıklarımızla sınırlı değildir. Ancak biz burada kısaca bu hallerin bugün insanlar arasında yayılmış olanlarına dikkat çekmek istedik.

Yazımızın girişinde de belirttiğimiz gibi bugün üzerinde yaşadığımız şu zamanda en büyük sapmalardan bir tanesi hiç şüphesiz tevhid kelimesi La İlahe İllallah üzerinde olmuştur. Bugün Allah’ın kitabını ve Resulullah’ın sallallahu aleyhi ve sellem) sünnetini kendi hevalarınca tahrif etmeyi adet haline ge­tirmiş bir takım kimseler Resulullah’tan (sallallahu aleyhi ve sellem) sahih olarak rivayet edilen bazı hadisleri dillerine dola­yarak, La İlahe İllallah tevhid kelimesini sadece dille ifade edilen kuru bir söz haline getirmişlerdir. Bugün Mürcie’nin günümüzde temsilciliğine soyunan bazı kimseler  Resulullah’dan (sallallahu aleyhi ve sellem) “Kim La İlahe İllallah derse cennete girer” şeklinde nakledilen sahih senetli rivayetler delil kabul edilerek La İlahe İllallah diyen herkesin müslüman olarak isimlendirileceğini iddia etmişlerdir. Bu kimse­lere göre bir kimsenin müslüman olarak isimlendirilmesi sa­dece La İlahe İllallah tevhid kelimesini ikrar etmesine bağlı olup, bir kişi La İlahe İllallah dediği zaman ister içeriğinden tamamen habersiz olsun, isterse de La İlahe İllallah kelime­sini bozan fiillerde bulunsun, tevhid kelimesini ikrar ettiği için Müslüman olarak isimlendirilecektir. Allah’ın indirdiği hükümleri terk eden, kendi yanlarından kanun ve hüküm koyan tağutlar bu kimselere göre La İlahe İllallah dedikleri için müslümandırlar. Allah’ın indirdiği kitaba değil de beşerin koyduğu yasalara itaat eden toplumlar La İlahe İllallah dedikleri için müslümandırlar. Yine bu kimselerce, La İleha İllallah dediği halde Allah’ın indirdiklerini terk eden beşeri anayasaların sahiplerini ve onlara itaat eden cahil halk kitlelerini müşrik ve kafir olarak isimlendiren davetçilerde harici ve tekfircidir. Muasır Mürcie’nin bu hususta en çok ileri sürdüğü delil Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) “Kim La İlahe İllallah derse cennete girer” şeklinde rivayet edilen hadisleridir.

Önce­likle belirtmekte fayda vardır ki; İslam’ın esasları ve ibadet şekilleri hakkında hüküm belirtmek, nihai bir söz söyleyebilmek için öncelikle Kur’an, sünnet ve bu iki kaynağın ışığı altında ehli ilmin, selef alimlerinin yorumları bir çerçeve de değerlendirilmelidir. Sadece tek bir hadis ile bir değerlendirme yapmak ve bir sonuca gitmek kesinlikle meşru değildir. Öncelikle konu hakkında gelen sahih rivayetlerin değişik var­yantları toplanmalı, genel olarak ele alınıp bir görüş belirtilmelidir. Üzerinde durduğumuz konu hakkında da sadece Resulullah’tan nakledilen “Kim La İlahe İllallah derse cennete girer” şeklinde bir hadisi ele alıp fertleri ya da toplumları sadece mücerret bir şekilde anlamını bilmeden, gerekleri ile amel etme­den müslüman olarak isimlendirmek asla mümkün değildir. Evet Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) La İlahe İllallah tevhid kelimesini ikrar eden kimseleri cennetle müjdele­miştir. Ama bu konu hakkında gelen diğer rivayetleri ve bu rivayetlere dair hadis alimlerinin ve fakihlerin gö­rüşlerini bir kenara atarak “sadece La İlahe İllallah demesi kişinin müslüman olarak isimlendirilmesi için yeterlidir” şeklinde bir vehimde bulunmak bizce büyük bir cehaletten başka bir şey değildir. Alimler La İlahe İllallah kelimesi hakkında gelen rivayetleri yazımızın devamında da görüleceği üzere hep bir bütün olarak değerlendirmişlerdir. O halde bizler bir kimsenin müslüman olarak isimlendirilebilmesi için bu kimsenin tevhid kelimesini söylerken hangi şartları da yerine getirmesi gerekli olduğunu izah ederken ehli ilmin bu değerlendirmelerini göz önünde tutmamız gerekmektedir. Bakınız İmam Nevevi, “Kim La İlahe İllallah derse…” şeklinde gelen rivayetler hakkında şu yorumu yapmaktadır:

“Said İbn-i Müseyyeb ve seleften bir grup -bu hadisler farzlar ve yasaklar nazil olmadan önce idi- demişlerdir. Bazıları -bu hadislerin manası kapalıdır. Açıklamaya ve izah edilmeye muhtaçtırlar- demişlerdir. Bazı alimler her kim şehadet getirirde onun hakkını ve farzlarını yerine getirirse de­mişlerdir. Hasan el-Basri ise bu hadisler pişman olarak tevbe eden ve bu halde ölen kimse hakkındadır demiştir.”

Ebu Amr İbn-i Salah, sadece La İlahe İllallah demekle cennete girileceğini ifade eden hadisler hakkında şöyle demektedir:

“Bu hadislerin, zahiri manalarını tevil hususunda rivayetler ravilerden dolayı kusurlu ve eksik olabilir. Bununla beraber Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) putperest kafirlere hitab ederken bir kısaltma yapmış olması da caizdir.”

Genel olarak bu hadisler hakkında bir çok tevil yapılmış ancak kesinlikle bugünün tahrifçileri gibi La İlahe İllallah kelimesi sadece kuru bir söylem olarak telakki edilmemiştir.

Bu konuda Resulullah’tan sahih olarak nakledilen hadislerden bir tanesi şu şekildedir:

“İnsanlarla Allah’tan başka ilah yoktur deyinceye kadar savaşmakla emrolundum. Şimdi kim Al­lah’tan başka ilah yoktur derse malını ve canını benden korumuş olur. Hakkıyla olması müstesna. Ve he­sabı Allah’a kalmıştır.”

Bu hadiste fertlerin ya da toplumların üzerlerinden kılıcın kaldırılması, mal ve can emniyetlerinin sağlanması bir başka ifadeyle müslüman olarak isimlendirilmeleri La İlahe İllallah kelimesini ikrar etme­lerine, söylemelerine bağlanmıştır. Ancak burada Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)‘ın  – Allah’tan başka ilah yoktur deyinceye kadar…- sözünden kasıt La ilahe  İllallah’ın manasını öğrenip söyleyinceye kadar demektir. Hadis’te geçen -deyinceye kadar…- kelimesinden kasıt, sadece telaffuz etmek değil, öğrenip söyleyin­ceye kadar demektir. Çünkü kavletmek (söylemek) bilerek söylemeyi gerektirir.

Bakınız bu hadis hakkında Müslim şarihlerinden Kadı Iyaz şöyle demektedir:

“Mal ve can dokunulmazlığının La İlahe İllallah diyenlere mahsus oluşu imana icabetin ifadesidir. Bu sözle kastedilenler Arap müşrikleri olan putperestler ve bir Allah’ı tanımayanlardır. İlk defa İslam’a davet olunanlar ve bu uğurda kendileri ile harb edilenler bunlardır. La İlahe İllallah kelimesini telaf­fuz edenlere gelince onların dokunulmazlığı için yalnız La İlahe İllallah demeleri kafi değildir. Çünkü onlar bu kelimeyi küfür halinde iken söylemektedirler. Zaten Allah’ı birlemek onların itikadları cümlesindendir.”

Yine Müslim şarihlerinden Hattabi bu hadis üzerine şöyle demiştir:

“Malumdur ki bununla ehli kitab değil putperestler kastedilmiştir. Çünkü ehli kitap olanlar Al­lah’tan başka ilah yoktur derler de yine de tepelerinden kılıç inmez.”

İmam Kurtubi Tevbe Suresi’nin 5. ayetinde geçen “…O haram aylar çıkınca müşrikleri bu­lursanız öldürün” ibaresini tefsir ederken bu hadisi zikrederek şöyle demektedir:

“Asıl kaide şudur: Öldürme eğer şirk sebebiyle söz konusu ise, şirkin son bulmasıyla öldürme fiilide ortadan kalkmaktadır. Tevbe Suresi’nin 5.ayeti kerimesi tevbe ettim diyen bir kimsenin fiilleri arasına tevbenin hakiki bir tevbe olduğunu ortaya koyan hususları da eklemedikçe bu sözü ile yetinilmeyeceğine delildir.”

Yine Ebu Bekir İbn’ül Arabi Tevbe Suresi’nin 5. ayeti ile yukarıda zikrettiğimiz hadisi kastederek “Bu şekilde Kur’an ile Sünnet birbirini desteklemektedir” demektedir.

Görüleceği üzere kişinin La İlahe İllallah demesi ile birlikte şirke de tevbe etmesi gerekmektedir. Nitekim Tevbe Suresinde ifade edilen “(O müşrikler) eğer tevbe ederlerse….” ayetini müfessirlerin hemen hemen tamamı şirkten tevbe ederlerse şeklinde yorumlamışlardır. O halde La İlahe İllallah diyen bir kimsenin öncelikle üzerinde bulunduğu şirk fiil­lerini, şirk itikadını değiştirmesi, bundan beri oldu­ğunu itiraf etmesi gerekmektedir. Nitekim Kadı Iyaz’dan yaptığımız alıntı açık bir şekilde göster­mektedir ki; La İlahe İllallah’ın ilk şartı ferdin üze­rinde bulunduğu şirk itikadını reddetme­sidir. Fert­ler ya da toplumlar La İlahe İllallah kelimesini zikretmelerine rağmen küfür ve şirk içerisinde iseler bu kelimeyi defalarca söylemeleri onları müslüman kılmayacaktır. Şayet bir kimse Allah’ın varlığına iman etmeme ve Allah’ı inkar etme gibi bir küfür inancına sahip ise öncelikle La İlahe İllallah diyerek bu inancından beri olduğunu itiraf etmesi gerekmek­tedir. Başka bir kimse, Allah ile kendisi arasına vasıtalar, vesileler koymak suretiyle bu vasıtaların kendisine fayda ve yarar verebileceğine inanıyorsa bu inancının aksini belirten bir söz sarfetmedikçe La İlahe İllal­lah demesi kendisine müslüman ismini vermeyecektir. Yine aynı şeklide fertler ya da toplumlar günü­müzde olduğu gibi Allah’ın yeryüzündeki hakimiyeti noktasında O’na şirk koşuyor­lar, Allah’tan başka ha­kim ve otorite sahibi kabul ediyorlar, beşeri kaynaklı ideolojilere göre hayatlarını tanzim ediyorlarsa, bu şirk fiillerinden beri olmadıkça ya da beri olduklarını ikrar etmedikçe müslüman olarak adlandırılmaya­caklardır. Kısacası kişi La İlahe İllallah kelimesini söylemeden önce ne tür bir şirk ve küfür inancına sahip ise, La İlahe İllallah diyerek bu itikadını reddettiğini, sahip olduğu küfür ve şirk inancından beri olduğunu açık bir şekilde dile getirmesi gerekmektedir. Eğer bir kimse La İlahe İllallah  demesine rağmen üzerinde şirk ve küfür itikadını bulunduruyorsa, lafzi ve ameli olarak küfür ve şirk itikadına sahipse La İlahe İllal­lah kelimesini günde binlerce kez ikrar etmesi, söylemesi hiçbir anlam ifade etmemektedir. Nitekim Kadı Iyaz’ın  “La İlahe İllallah kelimesini telaffuz edenlere gelince onların dokunulmazlığı için yalnız La İlahe İllallah demeleri kafi değildir. Çünkü onlar bu kelimeyi küfür halinde iken söylemek­tedirler” sözü ve Hattabi’nin “Çünkü ehli kitap olanlar Allah’tan başka ilah yoktur derler de yine de tepelerinden kılıç inmez” sözü, bunu açıkça ortaya koymakta­dır. Çünkü kitab ehli olan yahudi ve hrıstiyanlar La İlahe İllallah sözünü söylemelerine rağmen küfür ve şirk inancına sahip oldukları için müslüman olarak isimlendirilmemişlerdir. Yine Hz. Ebu Bekir La İlahe İllallah demelerine rağmen Beni Hanife kabilesi ile savaşmış canlarını ve mallarını helal saymıştır. Aynı şekilde Hz. Ali La İlahe İllallah demelerine rağmen şirk ve küfürde aşırı giden bazı kimseleri yaktırmıştır. Bakınız kişinin müslüman ola­bilmesi için bilinen şirk itikadını terk etmesine dair İmam Muhammed Hasan eş’Şeybani şöyle söylemek­tedir:

“Bir kimse İslam’dan önceki inancını reddeden bir şey söylerse ona zahiren müslüman hükmü verilir. Kalbindeki gerçek inancı öğrenmemiz mümkün değildir. Bu yüzden dili ile ikrar ettiği şeye göre muamele ederiz. Bu kimsenin İslam’dan önceki inancına zıt bir şey ikrar etmesi eski inancını değiştirdi­ğini göstermektedir.”

Sonuç olarak diyoruz ki, Allah’ın kulları üzerindeki yegane hakkı, kulların Allah’ı tevhid etmeleri, La İlahe İllallah diyerek her türlü ilahtan, yeryüzünde azgınlaşan tağutlardan, Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyen zalimlerden beri olması ve sadece Allah’a ibadet etmesi, O’na yönelmesi ve itaat etmesidir. Kim ki bu şekilde Allah’ı birlerse kendisi için ebedi bir cennet vardır. Ancak kimde La İlahe İllallah dediği halde Allah’a şirk koşarsa, tevhid kelimesini bozan hallerden bir hal ile Allah’a kavuşursa o kişi için ancak ebedi bir cehennem vardır. Rabbimizden bizleri cehennem azabından korumasını dileriz. Allahumme Amin…

 

 

 

 

 

 

 

 


        

 

 

Tirmizi 3383, İbn-i Mace 3800

 

Muttefekun Aleyh

Muttefekun Aleyh

Hakim ve İbn-i Hibban rivayet etmişler ve sahih demişlerdir

Lisan’ül Arap: 15/7

Taberi Tefsiri

Kurtubi, El’Camiu Li’Ahkam, 9/10

İbn-i Kesir Tefsiri: 3/1025

İbn-i Kayyim El’Cevziyye, İlam’ül Muvakkiin: 1/50

Seyyid Kutub, Fi’zila’il Kur’an, 5/234

İbn-i Receb El’Hanbeli, Kelimetü’l İhlas, sy:11

Muhammed Sultan El’Hucendi, Miftah’ul Cenneh, sy: 41-42

İbn-i Receb El’Hanbeli, Kelimetü’l İhlas, sy:7

Buhari, Cenaiz, 3/109

Müslim

İmam Nevevi, Sahihi Müslim Şerhi 2/166

Said El’Kahtani, El’Vela Ve’l Bera, sy: 40

Müslim

Müslim

İmam Nevevi, Sahihi Müslim Şerhi 2/167

İbn-i Kesir Tefsiri

Müttefekun Aleyh

Hakim

Muttefekuun Aleyh

Muhammed Sultan El’Hucendi, Miftah’ul Cenneh, sy: 38-39

el-Ahkam, 2/976

Ahkamu’l-Kur’an, 4/348

İmam Nevevi, Sahihi Müslim Şerhi 2/167

İmam Nevevi, Sahihi Müslim Şerhi 2/168

Sahihi Müslim, 2/8 Hadis No:32

İmam Nevevi, Sahihi Müslim Şerhi 2/156

İmam Nevevi, Sahihi Müslim Şerhi 2/156

Kurtubi, el’Camiu Li’Ahkam, 8/135

Şerhu Siyer’ül Kebir, 1/150

Yazının Tamamını

tağut
#0
Yorum yazan arkadaşlar, lütfen itirazlarınızı delillerini belirterek yazınız. Boş konuşmayınız. Laf olsun diye yorum yapmayınız.
Henüz yorum yok.