<

Bilâl Bin Sa’d

Kategoriler: Ehli Sünnet (selef) Alimleri

Etiketler: ,

 

Tarih: 01 Haziran 2009 | Yazar: tagut

Bu Yazı Toplamda 54 Kez, Bugün ise 0 Kez Görüntülenmiş..

Tâbiînden âlim, vaiz, kâri (Kur’ân-ı kerîm hâfızı) bir zât ismi Bilâl bin Sa’d bin Temim el-Eş’arî. Künyesi Ebû Amr’dır. Ebû Zûr’â da denilmiştir. Şam’da bulunmuştur. Babası Sa’d bin Temim, Eshâb-ı
kirâmdandır. Hz. Bilâl; babası Hz. Sa’d, Hz. Muâviye, Hz. Ebüd-derdâ, Hz. İbn-i Ömer, Hz. Câbir’den ve
birçok Eshâb-ı kirâmdan hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir. Kendisinden ise Hz. Evzâî, Hz. Saîd bin Abdülazîz,
Hz. Ata bin Ebî Rebah, Hz. İbn-i Sa’d gibi birçok zâtlar hadîs-i şerîf naklettiler. Âlimler, Hz. Bilâl bin Sa’d
için sika (güvenilir) olduğunu bildirdiler. Buyurdular ki, Basra’da Hz. Hasan-ı Basrî ne ise, Şam’da da Hz.
Bilâl bin Sa’d odur. Hergün ve gece bin rek’at namaz kılardı. 120 (m. 737) senesinde vefât etti.
Hz. Bilâl bin Sa’d, bir gün Ankebût sûresi 56′na âyetini “Muhakkak ki benim arzım (yeryüzü) geniştir.
O halde yalnızca bana ibâdet edin.” okudu ve “Bulunduğunuz yerde fitnelerin yayıldığını görürseniz,
o yerden başka yerlere gidiniz. Çünkü yeryüzü çok geniştir” buyurdu.
Bir sene yağmur yağmıyordu. Halk ile yağmur duâsına çıktılar, insanlara karşı, “Ey insanlar! Hepiniz
günahkâr olduğunuzu itiraf eder misiniz?” diye sordu. Onlar, “Evet, hepimiz günahkârız. Çok günâhlarımız
var. Hepsine tövbe ettik” dediler. Bunun üzerine Allahü teâlâya şöyle duâ etti. “Yâ Rabbi! Kur’ânı
kerîmde, “İhsan edip doğru söyleyenlerin duâlarını kabul ederim” buyuruyorsun. Biz, çok günâhlarımızın
bulunduğunu itiraf edip, doğruyu söyledik ve tövbe ettik. Bizi affet ve bize yağmur ihsan et!” Biraz
sonra yağmur yağmaya başladı.
Bilâl bin Sa’d (r.a.) bir kimseye “Ölmek ister misin?” diye sordu. O kimse “Hayır efendim. Ben biraz
daha yaşayıp iyi amel yapmak, ondan sonra ölmek istiyorum,” dedi. Hz. Bilâl bin Sa’d buyurdu ki, “Hem
ölmek istemiyorsun hem de iyi amel yapmıyorsun. O halde senin hâlin dünyâya bağlanmış olmağı gösteriyor.”
“Ey insanlar! Allahü teâlâdan korkun. Sizin için O’ndan başka bir yardımcı yoktur.”
“Kıyâmet günü herkesin hesabı görüldükten sonra Cennet ehli Cennete ve Cehennem ehli Cehenneme
yerleştirildikten sonra Allahü teâlâ meleklere, Cehennemden iki kişi çıkarıp getirmelerini emreder.
Allahü teâlâ meleklerin getirdiği iki kişiye (Yerleriniz nasıldır?) diye suâl eder. Onlar (Yâ Rabbi!
Yerimizden daha zor yer yoktur) derler. Allahü teâlâ buyurur ki, (Bunlar sizin işlediğiniz hatâların bedelidir.
Ben asla, kimseye zulm etmem. Şimdi siz yerlerinize dönünüz). Bunun üzerine o iki kişiden birisi
koşarak, diğeri de bir adım atıp geri dönerek yürürler. Allahü teâlâ, meleklere bu kimseleri tekrar huzura
getirmesini emreder. Bunlar, tekrar huzura getirilince Allahü teâlâ, koşarak gidene, böyle gitmesinin sebebini
sorar. O kimse “Yâ Rabbi! Her şeyi daha iyi bilen sensin. Ben dünyâda iken senin emirlerine uymakta
gevşek davrandığım için Cehennemi hak ettim. Emrine tekrar muhalefet etmemek için “Yerlerinize
dönünüz!” emrinden sonra, yerime gitmek için koşmaya başladım. Allahü teâlâ, ikinci kimseye de
suâl eder ki, “Niçin bir adım atıp, sonra geri dönüp bakardın?” O kimse de “Yâ Rabbi! Sen her şeyi en iyi
bilensin. Zannettim ki Allahü teâlâ Cehennemden çıkardıktan sonra, tekrar Cehenneme göndermez.
Onun için her adımda dönüp-dönüp bakardım” der. Allahü teâlâ buyurur ki, “Ben kulumun zannettiği
gibiyim. Bu iki kulumu da Cennete götürün!” O iki kimse Cennete kavuşur.”
“İnsanlar acaba Cehennem azabına inanmıyorlar mı? inanıyorlarsa niye hazırlanmıyorlar? Bu nasıl
gaflettir?”
İmâm-ı Evzâî buyuruyor ki: Hz. Bilâl bin Sa’d'ın bir oğlu şehîd olmuştu. Bir kimse gelip, “Vefât eden
oğlunuzda 20 dirhem alacağım vardı” dedi. Gelen kimseye buna dâir bir şahidiniz veya elinizde bir
yazınız var mı?” O kimse “Yok” dedi. “Peki bunun için yemin eder misiniz?” buyurdu. O kimse “Yemin
ederim” deyince, yemin etmesini istemeden 20 dînârı verdi ve “Eğer doğru söylüyorsan oğlumun borcunu
ödemiş olurum. Yalan söylüyorsan sadakam olur” buyurdu.

Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden ba’zıları:
Birgün “Yâ Resûlallah! İnsanların en hayırlıları kimlerdir? diye sordular. Buyurdu ki, “Ben ve benim
zamanımdaki müslümanlardır.” “Yâ Resûlallah! Bunlardan sonra kimlerdir?” diye sordular. Buyurdu
ki, “İkinci asırda bulunan müslümanlar.” “Yâ Resûlallah! Onlardan sonra insanların en hayırlıları
kimlerdir?” dediler. Buyurdu ki: “Üçüncü atarda bulunan müslümanlardır.” “Yâ Resûlallah! Bunlardan
sonra kimlerdir?” dediler. Buyurdu ki: “Onlardan sonra gelenler, istenmediği halde yemin eden,
şâhidlikte bulunan ve yerine getirmedikleri şeyler için teminatta bulunanlardır.”
“Yâ Resûlallah! Sizden sonra, bizim başımıza kim geçecek? Halifeniz kim olacak?” Buyurdu ki:
“Benden sonra, hükmünde benim gibi âdil olan, sözünde benim gibi sâdık olan, benim gibi merhamet
sahibi olan kimse, benim yerime halife olsun. Bunun haricinde bir şey yapan, benden uzaktır.
Ben de ondan uzağım. O benden değildir.”
“Allahü teâlânın, ümmetim üzerine ilk farz ettiği ibadet, beş vakit namazdır. İlk kabul edeceği
ibadet, yine beş vakit namazdır. Kıyâmet gününde de ilk defa namazdan suâl edecektir.”
Hz. Bilâl bin Sa’d'ın kıymetli sözlerinden ba’zıları:
“Günâhlar gizli olarak işlenirse bunun zararı, günâhı işleyenleredir. Lâkin açıktan işleniyor ve buna
da mâni olunmuyorsa, bunun zararı herkesedir.”
“Bir insanın iyiliklerini hatırlayıp, günâhlarını unutması gururdandır. Günâhların ne kadar küçük olduğunu
değil, bu günâhı Allahü teâlânın huzurunda işlediğini düşünmek lâzımdır.”
“Allahü teâlâ bize, harâmlardan, şüphelilerden, hattâ şüphelilere düşmemek için ihtiyatlı olup, mubahların
çoğundan sakınmağı emrediyor. Biz ise, aşırı derecede dünyâyı sever, ona bağlanırız. Bu ise
günâh olarak bize yeter.”
“Sana Allahü teâlânın emirlerini hatırlatan, nasîhat eden bir kardeşin, sana altın hediyye edenden
daha hayırlıdır.”
“Böyle bir kardeşini bulduğun zaman (Ey kardeşim! Bende bir kusur var mıdır? Lütfen bana bildir
de düzeltmeye çalışayım) demelidir.”
“Bir insan kendisinin medhi yapıldığı zaman, bu medh ve öğmeler kendisine iyi gelmiyorsa ne âlâ.
Ama bunları duyunca seviniyorsa zarardadır.”
“Üç kimsenin hiçbir ibâdeti kabul olmaz. Müşrik, kâfir ve râî.” “Râî kimdir?” diye sordular. Dîn-i
İslâmın bildirdiği hükümleri bırakıp kendi re’yi, görüşü ile amel eden kimsedir”
“Bir kimse müslümanım dediği zaman Allahü teâlâ onun ameline bakmadan bırakmaz. Amel ettiği
vakit vera’ına (şüphelilerden sakınmasına) bakar. Ver a’ sahibi olunca da niyetine bakar. Niyeti de hâlis
(Allah rızâsı için) ise, artık diğer kusurlarını Allahü teâlâ düzeltir.”
1) Hilyet-ül-evliyâ cild-5, sh-221
2) Tehzîb-üt-tehzîb cild-1, sh-503
3) El-Kâşif cild-1, sh-165

Alıntı Yapılan Site

tağut
#0
Yorum yazan arkadaşlar, lütfen itirazlarınızı delillerini belirterek yazınız. Boş konuşmayınız. Laf olsun diye yorum yapmayınız.
Henüz yorum yok.